Güneyli Fisto

Yorucu bir takip sonucu elde ettiğim Güneyli fisto kareleri.
İyi seyirler...

Eskülap Yılanı

Tanım ve Genel Bilgiler
Eskülap yılanı, Avrupa’ya özgü zehirsiz bir yılan türüdür. 2 metreye ulaşabilen boyuyla Avrupa yılanlarının en büyükleri arasındadır. Erişkinler koyu, ince, uzun bir vücuda sahiptir. Yumuşak pulları türe metalik bir parlaklık verir. Karın bölgesinin rengi sarı ve kirli beyaz arasında değişkenlik gösterir. Erişkinlerde renge bakılarak cinsiyet ayrımı yapılamasa da erkekler dişilerden daha uzundur. Gençler daha açık renkleri ve kafalarındaki sarı halkayla Avrupa’da yaşayan başka bir zehirsiz yılan türü olan Yarı sucul yılanla karıştırılabilirler. Türün melanistik, erithristik ve albino formları da belgelenmiştir. Ortalama yaşam süresi 25-30 yıldır.

Habitat ve Dağılım
Orta derecede nemli, ılıman ormanları tercih eder. İnsanlara karşı pek çekingen değildirler, sıklıkla parklarda, bahçelerde ve terkedilmiş binalarda görülebilirler. Avrupa’nın büyük kısmında bulunur. İngiltere’de kafes kaçkını bireylerin oluşturduğu popülasyonlar mevcuttur.

Diyet ve Yırtıcılar
Erişkinlerin temel besinleri kemirgenlerdir, ancak küçük kuşlar ve yumurtalar ile de beslenirler. Gençler eklembacaklılar ve küçük kertenkeleler ile beslenirler. Avlarını boğarak öldürürler.
Doğal düşmanları porsuk, sansar, tilki, yabandomuzu, kirpi ve çeşitli yırtıcı kuşlar gibi birçok yırtıcıyı kapsar. Genç bireyler başka yılan türleri tarafından yenilebilir. Ayrıca kedi, köpek ve tavuklar gibi evcil türler tarafından da yenilebilirler.

Davranış
Gündüzleri aktiftirler. Yılın sıcak aylarında, daha çok sabahın erken saatlerinde ve akşamüzeri ortaya çıkarlar. Avrupa’daki diğer yılan türleri gibi kış uykusuna yatarlar. Çok iyi tırmanıcılardır ve tırmanmayı severler. İnsanlarla temas halindeyken, muhtemelen onlara doğal ortamlarında kamuflaj sağlayan renklerinden dolayı oldukça sakin olabilirler. Genellikle kaçıp saklanırlar, ancak köşeye sıkıştırılırlarsa bazen yerlerinde durabilirler ve ağzın çiğneme benzeri bir hareketiyle ve ara sıra ısırarak rakiplerini caydırmaya çalışabilirler.

Üreme
Üreme, ilkbaharda kış uykusundan sonra, tipik olarak Mayıs ortasından Haziran ortasına kadar yıllık olarak gerçekleşir. Bu süre zarfında yılanlar aktif olarak birbirlerini ararlar ve çiftleşme başlar. Rakip erkekler, amacı rakibin kafasını kendisininkiyle veya vücudunun kıvrımlarıyla aşağıya indirmek olan ritüel kavgalara girerler; ısırma meydana gelebilir ancak yaygın değildir. Gerçek flört, erkek ve dişi arasında zarif bir dans biçimini alır, vücutların ön kısımları S şeklinde yükselir ve kuyruklar birbirine dolanır. Erkek ayrıca dişinin kafasını çenesiyle kavrayabilir.
4-6 hafta sonra 10 kadar yumurta dişi tarafından sıcak ve nemli bölgelere bırakılır (yaprak yığınları, saman balyaları, ağaç köklerinin altı, odunluklar vb.). Yumurtalar çatlamadan önce yaklaşık 8 (6 ila 10) hafta inkübe edilir.

Kültürel Etkileşim
Türün ismi, Yunan ve Roma mitolojisinde iyileştirme tanrısı olan Asklepios’tan gelir. Bu tür Pagan Romalılar tarafından kutsal kabul edilmiş ve Asklepios tapınaklarında beslenmiştir. Asklepios tasvirlerinde ve modern tıbbın çeşitli sembollerinde kullanılan çift yılanlı asadaki yılan türü Eskülap yılanıdır.

⚕︎ → Eskülap sembolü

Küçük Çöl Toygarı

2021'nin İstanbul ve Türkiye için bomba türlerinden biri: Küçük çöl toygarı.
Doğal yayılım alanı Ortadoğu ve Kuzey Afrika olan bu tür, Türkiye'de ilk kez görüntüleniyor. Hem de Güneydoğu Anadolu'da falan da değil, İstanbul'un en kuzeyinde, Riva'da! Bu yıl Türkiye'nin diğer illerinden de bir hayli ilginç kayıtlar geliyor: Hatay'dan İbibik toygarı (Alaemon alaudipes), Arabistan toygarı (Eremalauda dunni), Çöl çobanaldatanı (Caprimulgus aegyptius) ve Benekli bağırtlak (Pterocles senegallus); Antalya'dan Keşiş kuyrukkakanı (Oenanthe monacha) ve Doğu cılıbıtı (Charadrius asiaticus); Muğla, Ankara ve Trabzon'dan Ak kuyruklu kızkuşları (Vanellus leucurus)... Kesinlikle enteresan bir durum, ama bu vesileyle Türkiye'de şimdiye kadar görülen en nadir kuş türlerinden birini fotoğraflamış oldum.
İyi seyirler...

Silivri / Kalepark'ta Son Durum

Kalepark altındaki falezlerde üreyen Küçük kerkenezlerin 2013 yılından beri çektiği zulüm, tellerle birlikte sonunda kalkmaya başladı. Silivri/Kalepark'taki tellerin yuva ağızlarına gelen kısmı, belediye ekiplerince kesilmeye başladı. Çalışmanın 2 günden uzun sürmeyeceği, geceleri de çalışmaya devam edileceği ve kuluçkadaki bireylere minimum rahatsızlık verilmeye özen gösterileceği belirtildi.
Şimdilik, bu üreme dönemi kuşların sıkıntı çekmemesi ve yavruların yuvadan uçmakta güçlük yaşamaması için acil bir durum olarak verilen bu karara göre, tellerin yuva ağızlarına denk gelen 5 metreye 1,5 metrelik bir alanı kesilecek. Gelecekte tellerin tümüyle kaldırılması ve bölgenin Küçük Kerkenez Koruma Alanı ilan edilmesi için ise mücadelemiz devam edecek.

Tüm yuva ağızlarının açılmasının tamamlanması ile:
+ Erişkin Küçük kerkenezlerin yuvalarına girmeye çalışırken zarar görme tehlikesi ortadan kalkacak.
+ Yavrulara yiyecek tedariki yetişkinler tarafından daha seri ve kazasız gerçekleştirilebilecek.
+ Uçuş alıştırmaları yapan yavrular, tellerin dışına rahatça çıkabilecekler.
+ Küçük kerkenezlerin yuva etrafında hissettikleri stres hafifleyecek, rahat bir nefes alabilecekler.

Ancak;
Küçük kargaların, kerkenez yuvalarının yakınlarında ayaklarını basabilecekleri yapay bir tünek olarak kullandıkları teller tamamen kalkmadığı sürece, bölgede yıllar boyunca nüfusu ciddi bir şekilde düşmüş bu Küçük kerkenez kolonisinin toparlanması ve tekrar büyümesi çok zor olacaktır. Kargaların tahtlarından indirilmeleri ve bölgedeki doğal dengenin tamamıyla yeniden onarılması için tellerin tamamen kaldırılması, taş düşme riskine karşılık ise bölgenin en azından bir kısmının kamuya kapatılarak doğa koruma alanı ilan edilmesi en iyi çözüm gibi görünüyor.

Silivri / Kalepark'ta Neler Oluyor?

Silivri Kalepark altındaki Küçük kerkenezler (Falco naumanni), falezlere çekilen teller yüzünden yuvalarına rahatça erişemiyorlar. Bu yıl çekilen yeni teller geçen senelerdeki tellere göre çok daha sık burgulu ve tüm sahil boyunca devam ediyor. Yuvalara erişimi neredeyse tamamen kısıtlıyor. Tellere açılan ve 35cm çapında olduğu söylenen delikler sayıca yetersiz ve çoğu yuvalara uzak. Eskiden sadece yürüyüş bölgesinde tel vardı, kumsal kısmında yoktu. Bu yıl bu kısma da tel çekildi ve bu kısımda hiç delik açılmadı. Aynı zamanda bölgedeki Küçük kargalarla (Corvus monedula) sürekli rekabet halinde olan Küçük kerkenezler için dezavantaj yaratıyorlar. Kargalar sayıca daha fazla ve daha iriler. Normal koşullar altında küçük kerkenezler kargalarla beraber falezlerde üremeyi başarabiliyorlardı. Ancak şimdi çekilen teller yüzünden yuva bölgesinde o doğanlara özgü manevra kabiliyetlerini kaybetmelerinden dolayı üstünlüklerini yitirmiş durumdalar. Açılan deliklerin çevresi kargalar tarafından tutuluyor ve kerkenezlerin yuvalara girişleri engelleniyor. Tellerden bir şekilde geçen kerkenezler ise teller ve kayalıklar arasındaki mesafenin darlığından dolayı falezin büyük bir kesiminde rahat hareket edemiyorlar. Deliklerin sadece 400m uzunluğundaki falezin orta kısmındaki 50-100 metresinde açılmalarından dolayı içeri girip de baskı altında kalan kerkenezler, hiç delik olmayan sağ ve sol taraflara gidiyor, sonrasında ise çıkış yolunu bulmakta zorlanıyorlar. Yani girmesi zor, çıkması zor, yuvadan çok bir hapishane gibi... Bu kötü koşullar altında küçük kerkenezler delikleri kullanmak yerine kendilerini tel burgularının arasından içeri atmaya çalışıyorlar ve bu durum tellere takılarak ölme riski doğuruyor. Belgelediğim tellere takılmış Küçük karga, tellerin bölgede üreyen kuşlar için ölüm riski taşıdığının somut bir kanıtı. Şu an bölgede kalan birkaç çift Küçük kerkenez üreme şansı bulsa bile, ileride doğacak yavruları uçuş talimi için alan bulamayacak ve ebeveynlerinin zor ulaşım nedeniyle yeterli besin taşıyamayacak olmasından dolayı yeterli beslenemeyecekler. Endişem, bur durumun yavruların telef olmasıyla sonuçlanması...
Silivri Belediyesine, İBB'ye ve CİMER'e durumu bildiren birer dilekçe gönderdim. Silivri Belediyesi projenin İBB'nin yetki alanına girdiğini söyleyerek tablodan çıktı. Biri gitti, ikisi kaldı. Şimdi İBB ve CİMER'den geri bildirim bekliyorum...
 

Selanik

Yunanistan’ın başkent Atina’dan sonra en büyük ikinci şehri olan Selanik, Türkiye’den yaklaşık 340 km uzaklıkta yer alıyor. Atatürk’ün doğduğu şehir olması nedeniyle bizim için ayrı bir yere sahip olan Selanik, İzmir’e çok benzetiliyor. Önemli bir liman kenti olan Selanik’te park yeri bulmak büyük bir problem.
450 yıllık Türk yurdu Selanik, Mustafa Kemal ATATÜRK'ün dünyaya gözlerini açtığı yerdir. 1912 Balkan Savaşı'nda Selanik tek bir kurşun dahi atılmadan Yunan ordusuna bırakılır. 1923 mübadelesinde Türkler Selanik’ten ayrılmış, onların yerine Anadolu’daki Rumlar getirilmiştir.

SELANİK İSMİ NEREDEN GELİYOR
M.Ö. 352'de Büyük İskender'in babası 2. Philip Teselya'yı ele geçirir ve o günlerde doğan kızına "Teselya Zaferi" anlamına gelen Thesselya Niki yani Thessaloniki adını verir. M.Ö. 315'te ise Kral Kassandros, Selanik şehrini bugünkü Thermi denilen bölgede kurar. Büyük İskender'in kız kardeşi Thessaloniki ile evli olan Kral Kassandros, kurduğu bu yerleşime Thessaloniki adını verir. Böylece günümüzün Selanik'i ismini almış olur.

SELANİK’TE GEZİLECEK YERLER
  • Atatürk Evi
Selanik deyince akla ilk gelen isim kesinlikle Mustafa Kemal ATATÜRK. İlkokul yıllarından beri kitaplarda gördüğümüz mütevazı, cumbalı ev, aynı zamanda Selanik’in en ünlü yapısı. Atatürk’ün 1881’de doğduğu ve Selanik’in Osmanlı’nın elinden çıktığı 1912’ye kadar dönem dönem kaldığı bu ev, 1953’te müzeye çevrildi. Aya Dimitriya Mahallesi, Apostolu Pavlu Caddesi üzerinde 75 numarada yer alan evin bitişiğinde ise Türk Konsolosluğu yer alıyor.
Bodrumu ile birlikte üç katlı ve bir avlu içerisinde yer alan evdeki eşyalar, İstanbul Dolmabahçe ve Topkapı saraylarından seçildi. Selanik’e gelen her Türk turistin ilk uğradığı bu müze evi, üzeri tuğla çatılı, çıkartmalı, eski Türk evleri tipinde, zemin kat üzerindeki birinci ve ikinci katlar dikdörtgen şeklinde kafesli pencerelerden ışık alacak şekilde yapılmış.
  • Beyaz Kule
Şehirde görülmesi gereken antik yapıların en önemlisi ve şehrin simgesi sayılan 30 metre yüksekliğinde ve 6 katlı olan Beyaz Kule günümüze kadar ulaşmış bir Osmanlı dönemi eseridir. Selanik sahilinde, şehrin tam orta yerinde bulunan bu kule Kanuni Sultan Süleyman döneminde denizden gelecek saldırılardan önceden haberdar olmak ve ilk müdahaleyi yapmak amacıyla yapılmıştır. Birçok tarihçinin söylediğine göre Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş ama başka bir görüşe göre de kulenin Venedikli mimarlar tarafından yapıldığı söylenmektedir.
  • Ano Poli (Eski Şehir)
Selanik'in eski yerleşiminin olduğu tepe burası ve tarihi kalenin de bulunduğu en yüksek noktası. Kastra diye de anılan semt, bir zamanlar Türkler'in yoğun yaşadığı mahalleymiş. Cumbalı evlerin mimarisine baktığınız zaman bunu kolaylıkla hissedebiliyorsunuz.
Selanik, Ana Poli'den aşağı deniz kıyısında doğru inen yaklaşık 4 kilometrelik surlarla çevrili bir şehirdi. Bugün şehrin merkezinde bu surlardan çok az kalıntı olsa da eski şehrin olduğu bu hakim noktada iyi korunmuş surların görkemine erişiyorsunuz.
  • Yedi Kule ya da Zincirli Kule
Osmanlı’nın ilk dönemlerinde 1431 yılında Çavuş Bey tarafından Bizans surları içerisine yapılmış. Girişinde Osmanlı tuğrası bulunuyor. Osmanlı zamanında buraya Zincirli Kule deniyormuş. Şehrin manzarasına hakim tepede kurulu bu kule bir dönem Yunanistan tarafından hapishane olarak da kullanılmış.
  • Galerius Kemeri
Selanik’te bulunan Galerius Kemeri, Sultan Hortaç Camii ile aynı zamanda yapılmıştır. Dönemin Roma İmparatoru Galerius Maximus’u onurlandırmak için yapılan kemerin halen bir kısmı bozulmayarak günümüze kadar kalabilmiştir. Selanik’te görebileceğiniz en eski yapılardan biri olan bu kemer, aynı zamanda Galerius Arkı olarak da isimlendirilir.  Yapının hemen yanında yer alan ve bir zamanlar cami olarak kullanılan Sultan Hortaç Camii – Yorgo Rotundası adındaki kilise de görülebilir.
  • Rotunda (Sultan Hortaç Camii – Yorgo Rotundası)
Selanik’in en eski ve gösterişli yapılarından biri olan Rotunda, ismini dairesel şeklinden alan bir yapı. Roma imparatoru Galerius tarafından MS 4. yüzyılda şimdiki Selanik şehrindeki Egnatia Caddesi üzerine tapınak olarak yaptırılan Yorgo Rotundası, döneminde çok tanrılı inanışa göre yapılmış olsa da daha sonra Hristiyan Kilisesi olmuştur. Bu kilise Selanik’te Osmanlı’nın hüküm sürdüğü dönemde camiye çevrilerek Müslümanlara ibadete açılmış ve adı Sultan Hortaç Camii olarak değiştirilmiştir. Ardından Yunanistan’ın egemenliği ile yeniden kilise olmuştur. Camiye ismi verilen Hortaçlı Süleyman Efendi’nin avluda mezarı ve bir de türbesi yaptırılmış olsa da günümüzde türbe yerinde yoktur. Şehrin en eski yapılarından biri olan bu yapı ile aynı dönemde inşa edilen Galerius Kemeri de bu yapının önünde bulunmaktadır.
  •  Aristoteles Meydanı
“Bir bulutla kış olmaz, bir çiçekle yaz gelmez.” diyen ve Yunan dünyasının Platon’dan sonraki en önemli düşünürü olan ve bir süre Büyük İskender’e hocalık da yapan Aristo’nun adını taşıyan meydan. Şehrin en ferah noktalarından biri olan bu meydana adını veren ünlü filozof Aristo’nun heykeli göze ilk çarpan eser oluyor. Bu meydan 1918 yılında Fransız mimar Ernest Hebrard tarafından tasarlanmış. Selanik şehrinin büyük kısmını mahveden 1917 Selanik Yangını’ndan önce şehrin mimarisi Avrupa’da temel olarak kabul edilen ögelerden yoksunmuş ve mimar kentin 1917 yılı öncesindeki eksik mimari ögelerini gidermek için Batı ve Bizans mimarisini kullanmış. Meydanın tamamen inşa edilmesi 1950’li yılları bulmuş, birçok bina yenilenmiş ve kuzey kısmının büyük bir bölümünün restoresi de 2000’li yıllarda yapılmıştır.
Meydan boyunca vakit geçirebileceğiniz birçok restoran, kafe, bar alternatiflerine rastlayabilirsiniz. Meydan konumundan dolayı festivallere, mitinglere, çeşitli etkinliklere ve sergilere de ev sahipliği yapmaktadır.

Kavala

Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesinde yer alan Kavala, İpsala sınırından yaklaşık 200 km uzaklıkta yer alıyor. Bir sahil kenti olan şehir, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa‘nın da doğduğu yer olarak biliniyor.
1387’den 1912 yılına kadar Osmanlı toprağı olan şehrin nüfusunun büyük bir kısmını bugün Yunanlar oluşturuyor. Özellikle 1923 yılında gerçekleşen nüfus mübadelesi sırasında Kapadokya’da yaşayan Rumlar buraya yerleştirilmiş. Bugün yaklaşık 60 binlik nüfusu ile Batı Trakya’nın en büyük merkezlerinden biri. Buranın Batı Trakya’daki diğer Osmanlı şehirlerinden en büyük farkı, burada çok fazla Türk nüfusu kalmamış.
Şehre girer girmez Osmanlı döneminden kalma Su Kemeri sizi karşılıyor ve bir anda acaba Unkapanı’na mı geldim diyorsunuz. İstanbul Saraçhane’deki Bozdoğan Kemeri’ni anımsatıyor. Malum ikisi de Roma’dan kalma su kemerleri. İlk olarak Roma döneminde yapılsa da günümüzdeki hali Kanuni Sultan Süleyman tarafından şehrin su ihtiyacını karşılamak için yaptırılmış bu kemer, şehrin belki de en görkemli yapısı.
Şehirde ilk keşfedilmesi gereken yer Panagia adı verilen eski şehir. Buradaki yapılar sizi bir Osmanlı şehrinde geziyor havasına sokuyor. Burası eski Osmanlı tipi evlerinin, renkli binaların ve tarihi yapıların yoğunlukta olduğu bir bölge. 
Buradaki yapılardan biri İmaret. Osmanlı döneminde Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından yaptırılmış ve medrese, aşevi ve mektep olarak kullanılmış bir yapı. Günümüzde otel olarak işletiliyor.
Tepeye ulaştığınızda sizi Kavalalı Mehmet Ali Paşa‘nın evi, büstü ve bir kilise karşılıyor. Kavala’da doğmuş Osmanlı’nın Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, şehirde heykeli dikilecek kadar seviliyor. Bunun başlıca nedeni ise Osmanlı İmparatorluğu’na karşı başkaldırıp kendi hanedanını kurması. 
Aziz Nikola Kilisesi; Kanuni Sultan Süleyman tarafından Pargalı İbrahim Paşa Camii olarak yaptırılan bina mübadele sonrasında kiliseye dönüştürülmüş. Caminin minaresi çan kulesi olarak değiştirilmiş.
Eski şehir bölgesinde yer alan Kavala Kalesi şehrin en önemli tarihi eserlerinden biri. Bazı kaynaklarda Bizans Kalesi olarak da biliniyor. Şehri tepeden görmek isterseniz bu bölge en iyi şeçim olacaktır.
Kavala denince akla ilk olarak kurabiye geliyor. Şehrin en ünlü yiyeceği kurabiyelerin tarihi aslında şu anki Türkiye topraklarına dayanıyor.  Kavala’da yaşayan bir çok kişinin kökeni İç Anadolu bölgesine ait. Kapadokya, Karaman, Niğde gibi yerlerden mübadele zamanında Kavala’ya göç ediyorlar. Kavala Kurabiyesi olayı da göç sonrası başlıyor.

İstanbul'un Gece Hayatı

İstanbul'un asıl sahiplerinin gece hayatı...
İstanbul'daki ilk fotokapan çalışmam. Gayet verimli olduğunu düşünüyorum :) İstanbul gibi bir mega şehirde yaban hayatının hala ayakta kalması ve bu kadar çeşitlilik barındırması umut verici.
Beğenilerinize sunuyorum...
 

Sultanahmet Meydanı

Sultanahmet, gezilip görülecek çok sayıda eseri barındıran üç imparatorluktan günümüze eser taşıyan, tarihi, turistik, kültürel ve mimari açıdan oldukça zengin bir semttir. Sultanahmet, 7 tepeli İstanbul’un ilk tepesi olarak kabul edilir. İstanbul’da gezilmesi gereken ilk yerdir Sultanahmet Meydanı.
1800 senelik bir meydan olarak birçok olaya şahit olmuştur. Bizans Hipodrom dedi. Osmanlı At Meydanı. Bizans atlı araba yarışları yapardı. Osmanlı cirit. Bizans danslar, eğlenceler, cambazlık gösterileri yapardı. Osmanlı haftalarca süren sünnet düğünleri, cambazlık gösterileri.
Bu nedenle de gerçekten büyük bir yere ve öneme sahip olan Sultanahmet Meydanı, tarihin değerli bir yeridir. Bu kadar değerli anıların ve eserlerin olduğu bir alanda da tarihi size hatırlatacak birçok eser bulunmaktadır.
Görkemli ve mimari güzelliği ile meydanın simgesi de Sultanahmet Camii olmaktadır. Sedefkar Mehmet Ağa adlı bir mimarın güzel bir eseridir. Padişah I.Ahmet, kendi adını verdiği caminin inşaatında bizzat çalışmıştır.
Meydandaki külliyeler, çarşılar, camiiler, türbeler ve medreseler mutlaka görülmelidir. Fotoğraf meraklıları için burada gerçekten çok iyi kadrajları yakalama fırsatı da var diyebiliriz. Sultanahmet günün her saati kalabalık ve hareketlidir. Burada İstanbul’u yaşamak farklı hissettirecektir.
Sultanahmet’te Gezilmesi Gereken En Önemli Yerler:
1. Sultanahmet Camii
2. Ayasofya Camii ve Müzesi
3. Sultanahmet Meydanı
4. Dikilitaş
5. İstanbul Arkeoloji Müzesi
6. Topkapı Sarayı
7. Yerebatan Sarnıcı
8. Gülhane Parkı
9. Haseki Hamamı
10. Alman Çeşmesi
11. Türk İslam Eserleri Müzesi
12. Yılanlı Sütun
13. III. Ahmet Çeşmesi
14. Arasta Çarşısı
15. Aya İrini Müzesi
Konu Sultanahmet olunca gezilecek yerler listesi sıralamakla bitmeyecek kadar uzun oluyor. Bukoleon Sarayı, Eski Şark Eserleri Müzesi, Cağaloğlu Hamamı, Soğukçeşme Sokağı, Milyon Taşı, Cumhuriyet Müzesi, Sokullu Mehmet Paşa Camii, Binbirdirek Sarnıcı, İbrahim Paşa Sarayı, Firuz Ağa Camii, Şifa Hamamı, Mozaik Müzesi, Büyük Saray Mozaikleri Müzesi, Çinili Köşk Müzesi, İslam Billim ve Teknoloji Tarihi Müzesi, İstanbul Sağlık Müzesi ile Vakıflar Halı ve Kilim Müzesi de görülmeye değer yerler arasında bulunuyor.

Assos - Behramkale

Assos, Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı antik bir kenttir. Midilli Adası'nın tam karşısında yer alan antik kent Behramkale Köyü'ndedir. Antik çağların önemli yerleşim merkezlerinden olan kent, sönmüş bir volkanik tepe üzerinde, andezit kayalıkların arasındadır. Kentin inşaatında bu andezit taşları kullanılmıştır. Assos mistik havasıyla, antik kent kalıntılarıyla açık hava müzesi haline gelmiştir. 
Tarih boyunca Lidya, Pers, Pergamon¸ Roma egemenliği altına giren bölge Orta Çağ'da terk edilmiş; 1880-1883 yıllarında kazılar sırasında bulunmuştur. Aktif olduğu zamanlarda Assos, bulunduğu bölgedeki tek büyük limana sahip olduğu için geçen gemiler sayesinde zengin olmuştu. Antik Çağ'ın büyük düşünürlerinden Aristo'nun bu kentte üç yıl yaşamış ve felsefe okulu kurmuş olması nedeniyle felsefe tarihi açısından önem taşır. 
MÖ 900'lerde kurulan bu kentin en göz alıcı yeri en tepesine yapılmış olan, Athena Tapınağı'dır. 6x13 sıra sütün ile çevrili Athena Tapınağı, akropolün en önemli yapısıdır. MÖ 530 yılına ait tapınak 14x30 m. ölçüsündedir. Tapınağın bazı sütunları yerine dikilmiştir. Athena Tapınağı frizlerinden bir kısmı İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndedir. İkinci bir surla takviye edilen akropoldeki iç surlar Orta Çağ'da, Osmanlı döneminde ve günümüzde de restore edilmiştir.
Antik kent sınırları içerisinde, tepede bir de cami yer alıyor. Hüdavendigar Camii Osmanlı sultanı 1. Murat Hüdavendigar tarafından 14.yy 'da yaptırılmıştır. Osmanlı'nın kendine özgü eserlerinden olan cami tek kubbeli ve kare planlı olarak inşa edilmiştir. İçerisinde yer alan kadırga resimleri Osmanlı cami mimarisinde pek karşılaşılmayan bir örnek oluşturmaktadır...
Kentin ayrıca büyük bir amfi tiyatrosu da vardır.